Üyeliğinizle ilgili bir sorun yaşıyorsanız ufoss@dilogren.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.
Dilogren.com Forum Arşivi
Hollanda • Yabancı Dil • Eğitim • Yaşam Arşiv: 2021 ve öncesi
Sponsorlarımız

dusunme sanati !!

Yorum için giriş yap 12 mesaj · 6.294 görüntülenme
Şimdi hiç kimseyi ve kendimi Zen tarihi, sosyolojisi, psikolojisi, felsefesi vb. konularda sıkmak niyetinde değilim.Fakat kisaca;Zen'deki anahtar kelime 'dikkat'tir, Sufizm'de ise 'yürek'. Zen zihne karşıdır, ama zihnin ötesine zihinle geçer. Sufizm zihne karşı değildir, zihne tamamen kayıtsızdır. Sufizm yüreğe yoğunlaşmıştır; kısacası zihni umursamaz. Evet, Sufi'de de bir aydınlanma olur. Eğer Zen'deki aydınlanmaya satori, zihin-uyanıklığı dersek, Sufi'deki aydınlanmaya da 'yürek-uyanıklığı' denilebilir. Sufi'nin yolu aşığın yoludur, Zen yolu ise savaşcının, samurayın yolu,dusuncenin yoludur.


"Ne kadar mucizevi, ne kadar mistik!

Odun taşıyorum, su getiriyorum."
* * demiş bir Zen öğrencisi,


Zen hikayesi saçmadır –bir bilmecedir, ve de çözülemeyen bir bilmece. Deneyebilirsiniz, ancak hiç bir zaman çözemezsiniz. Bu çözülemezlik bilmecenin doğasında vardır.; Zen hikayelerinin özüdür bu. Saçma olmak zorundadır, çünkü zihne şok veren bir araçtır. Zihninizi öldürecek bir kılıçtır. Neredeyse çıldıracak duruma gelirsiniz, bir çözüm yok gibi görünür ama üzerinde düşünmeye devam edersiniz. Bir meditasyon aracıdır. Zihin bir sürü çözüm önerir, ama Usta hiç birini kabul etmez. Öğrenci gece gündüz yeni çözümlerle gelir ama Usta bağırmaya devam eder, “Bu saçma! Git ve aramaya devam et!” Bazen aylar, hatta yıllar geçer ve sonra öğrenci bir çözüm olmadığı sonucuna varır. Ve unutmayın, eğer bir çözüm olmadığını düşünürseniz, olayı anlamamışsınız demektir. Bir çözüm olmadığını anladığınız bir farkındalığa gelmeniz gerekir. Bu çözümsüzlük, sonuçsuzluk durumunda bir ‘aşma’ gerçekleşir. Bir sıçrayış, bir ‘kuantum sıçrayışı’ ile zihnin ötesine zihin aracılığıyla geçtiniz. Zen hikayeleri zihinlerdeki düğümü kesmeye yarar.


Or/Herşey Bir'e döner. Peki öyleyse Bir nereye döner?


Bir Zen öğrencisi tapınaktan çıkarak Ustasının vereceği derse gitmek için yola koyulur ama yolunu kaybeder bir nehir kenarında ve nehrin öbür tarafına geçmek için kullanılan köprüyü bulamaz. Uzun bir süre dolaştıktan sonra Ustasının nehrin diğer tarafında ders verdiğini görür ve ona bağırarak şöyle der :


-- "Usta ! Nehrin öbür tarafına nasıl geçebilirim ?"


Usta cevab verir nehrin karşı yakasından bağırarak :


--"Çırak ! Sen öbür tarafta bulunuyorsun"


sevgilerimle;

nevilen
beyin jimlastigi'ne devam edelim...


Bir adamın karısı oldukça hastadır. Ölüm yatağında kocasına şöyle der : Seni çok seviyorum ! Seni terketmek istemiyorum ! Bana ihanet etmeni istemiyorum ! Ben öldüğümde başka bir kadınla birlikte olmayacağına bana söz ver. Yoksa sık sık geri döneceğim.


Kadının ölümünden bir kaç aylık bir sürede adam başka kadınlarla birlikte olmaktan kaçındı ama sonunda bir kadına aşık oldu.

O kadınlar nişanlanlandığı gece eşinin hayaleti göründü ve onu sözünü tutmamakla suçladı. Ölen eşinin hayaleti bu geceden sonra her gece gelerek onu taciz etmeye başladı. Eşinin hayeleti adam ile nişanlısı arasında geçen her konuşmayı kelimesi kelimesine ve (her şeyi) aynen ona anlatıyordu. Bu durum adamı o kadar üzüyordu ki gözüne uyku girmez olmuştu.


Umutsuzca köyünde yaşayan bir Zen ustasına giderek ondan yardım istedi. Zen ustası adamın söylediklerini dinledikten sonra *"Çok akıllı bir hayaletmiş ! " dedi. "Evet" diye cevap verdi adam. "Söylediğim ve yaptığım herşeyi en ince detayına kadar hatırlıyor !"

Zen ustası gülümsedi. "Böyle bir hayalete hayran olmalısın, sana bir sonraki sefere onu gördüğünde ne yapacağını söyleyeceğim" dedi.


O gece hayalet tekrar geldi. Adam hayaletin herzaman ki konuşmalarını Zen ustasının söylediği gibi cevapladı "Sen çok akıllı bir hayaletsin !" dedi ve devam etti konuşmasına : " Bilirsin ki senden bir şey gizleyemem, eğer benim bir soruma cevap verirsen nişanlımdan ayrılacağım ve hayatım boyunca yalnız yaşayacağım" dedi. "Sor sorunu o zaman" dedi hayalet. Adam masanın üzerinde bulunan geniş bir kabın içindeki fasülye tanelerini avuçladı ve ona sordu : *"Söyle bana elimde tam olarak kaç tane fasülye var ?"


O anda hayalet ortadan kayboldu ve bir daha hiç gözükmedi.


İnsanların bu hikayeyi okuduktan sonraki olası reaksiyonları :


Hayaletlerde insandır ve insanların yapamayacağı şeyleri onlarda yapamazlar.


Hiç kimse herşeyi bilemez bir hayalet bile olsa. Bir konuda çok akıllı olabilirsiniz ama her konuda bu "akıl" işe yaramaz.


Hayalet sürekli geliyordu çünkü adam hayaletin herşeyi bilmesinden etkileniyordu. Hayaletin onun üzerinde bir gücü vardı. Ama sonunda adam hayaletin bu üstünlüğünü kırdı ve hayalet bir daha geri dönmedi.


Hayalet aslında o adamın bir parçası idi. Bu yüzden adamın bilemeyeceği bir şeyi o da bilemezdi.


Hayalet adamın zihninde oluşuyordu. Onu o yaratmıştı. Hayaletin onu sürekli taciz etmesi onun kendisini suçlu hissetmesinden kaynaklanıyordu.


Bir şeyin üzerine çok fazla yoğunlaşırsak o şey bizi avucuna alır. O şeyin ötesine geçtiğimizde ortadan kaybolur.


Hikayenin sonunu beğenmedim. Büyük bir dikkatle okudum ama umduğum gibi bir hikaye çıkmadı.


Madem hayalet herşeyi biliyordu da o halde neden adamın Zen ustasını ziyaretini görememişti ?


Eğer kadın kocasını çok seviyorsa neden kocasından böyle bağlayıcı bir söz aldı ?


Hayaletin bildiği her şey bir avuç fasülye bile etmezdi.


---------------------------


Siz bu hikayeye nasıl bir reaksiyon gösterdiniz okuduktan sonra ? Sizce yukarıdakilerden hangisi daha gerçekçi ?

(bir zen hikayesidir)


sevgilerimle;

nevilen
zen nedir


Zen, insanın kendi iç varlığını ve iç yapısının derinliğini görebilme sanatıdır, bağımlılıktan özgürlüğe götüren yoldur." D.T.Suzuki


Zen'i özetlemek gerektiğinde herhalde yukarıdakinden daha iyi bir cümle kurulamaz. Evet, Zen bir görebilme sanatıdır ve bir yoldur. Bu ikisi bir arada düşünülürse Zen'e bir tür yaşama sanatı denilebilir.


''Bir tapınak, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.''

(bir zen hikayesidir)


sevgilerimle;

nevilen
hikayeyi dikkatle okudum ama sonu umduğum gibi değildi.zaten hikayenin kendisi gerçekçi olmadığı için hangi seçenek daha gerçekçi olabilir ki.Bu arada teşekkür ederiz.
sevgili Yenibirhayat


Katilimin icin tesekkur ederim.Fakat zen ve koen kulturunde sonlar kesinlikle umdugunuz gibi olamaz ki,sizin umduklarinizi dusunmeye yonlendirebilsin.


Zen'in öğüt-nasihat verici yönü yoktur veya böyle bir amacı yoktur. Burada amaç okuyucuda bir "uyanış" bir "farkındalık" sağlamaktır. Yani gerceklik arayamassin.Mesela ben sana "elin var mı ?" diye sorduğumda sen "evet var" dersin bende derim ki "ama şimdi farkettin onun var olduğunu" yani Zen'in aydınlanması bir "farkındalık" sağlamadır aynen aşağıda bir Zen ustasının ifade ettiği gibi ;



Ben Zen yolunda çalışmalara başladığımda dağlar dağ, ovalar ova gibiydi, bu yolda ilerleme kaydettiğimde baktım ki ne dağlar dağ, ne de ovalar ova gibi... Yolun sonuna geldiğimde dağlar tekrar dağ, ovalar da ova gibiydi, ama artık her şey öylesine berrak görünüyorduki..



Buyur sana cok guzel bi zen hikayesi;


Bir Zen ustası japonca bir harfi dikkatli bir şekilde yavaş yavaş fırça ile resmediyormuş (hattatlık, kaliografi) (hero filmindeki gibi)ve bitirdiğinde kendisini seyreden öğrencisine güzel olup olmadığını soruyormuş. Öğrencisi beğenmiyor, eleştiri getiriyor bunun üzerine Usta aynı harfi tekrar yavaşça çiziyor fakat öğrencisi tekrar beğenmiyor ve çizimde bir çok kusur olduğunu söylüyormuş. Bu şekilde Usta defalarca aynı harfi dikkatli ve yavaşça çizmiş ama bir türlü öğrencisine beğendirememiş. Öğrencisi bir ara dikkatini başka bir tarafa yöneltimiş ve bunu fırsat bilen usta hızlı bir şekilde kağıda harfi çizmiş. Öğrenci başını çevirdiğinde Usta ona sormuş : "Nasıl oldu şimdi ?", öğrenci cevap vermiş :


"Oooo ! Harika ! Sanki bir başyapıt ! "


nedeni ne olabilir?


Benim gorusum;

öğrenci seyrederken vaktini buna sarfetmiş bir masraf yapmış,zaman ve dikkat maliyeti var.bundan dolayı karşılığını verdiği için beklentisi yüksek,karşılaştığı külfete (dikkatlice durup,seyredip bir de güzel mi diye karar vermek külfetine) karşılık aldığı nimetin (hat sanatındaki güzellik) birbirini karşılamasını istiyor.

ikinci adımda ise,masraf ve maliyet yok.bedava gelen bir güzellik,beklenti seviyesi düşüyor.


sevgilerimle;

nevilen
Güzel bir yorum

Şu da olabilir :çizerken gördüğü ayrıntıdaki yada çizme eylemindeki hatayı,çizdikten sonraki sanat bütünlüğü içerinde,yani bütünlüğün sağladığı güzellik içerisinde fark edemeyebilir.bu da benim yorumum.
katilimin icin tesekkur ederim.fakat tanimlamalari tekrar okumani tavsiye ederim.
Evet fazla somut düşündüm farkındayım.Ama zaten somutla soyut kardeştir.Teşekkür ederim.
ISTEMEK


Bir Zen ustası nehir kenarında meditasyon yaparken yanına genç birisi gelir ve ona der ki : "Senin öğrencin olmak istiyorum"


"Neden ?" diye sorar Usta


"Çünkü Tanrı'yı bulmak istiyorum" diye cevap verir genç adam.


Usta aniden ayağa fırlar ve bu genç adamı ensesinden sertçe tutarak kafasını suyun içine daldırır. Genç adam ne kadar çırpınsada suyun altındayken kafası kurtulamaz ve böylece 2-3 dakika suyun altında kalır . Sonra usta genç adamın kafasını sudan çıkarır.


Genç adam yutmuş olduğu suyu öksürerek çıkartır ve son anda boğlulmaktan kurtulan biri olarak nefes alabilmek için bir süre çaba gösterdikten sonra kendine gelebilir.


Usta sorar : "Başın suyun altındayken en çok neyi istedin ?"


"Hava" diye yanıt verir genç adam.


Usta : "Peki, öyleyse git evine ve Tanrı'yı da "hava" kadar istediğin zaman gel bana" der.

(bir zen hikayesidir)


sevgilerimle
Herşey Doğasında


İki Zen öğrencisi dere kenarında ellerini yıkıyorlarmış. İçlerinden birisi suda boğulmak üzere olan bir akrep görmüş ve onu avuçlayarak kenara çıkartmış ama tam bu esnada akrep onu sokmuş ama buna aldırmayan Zen öğrencisi elini yıkamak için tekrar suya soktuğunda yine suda boğulan bir akrep görmüş ve onuda avuçlayarak kenara çıkartmış fakat bu akrepte onu sokmuş. Onu izleyen arkadaşı demiş ki :


--"Neden sudan akrepleri çıkartıp da onların seni sokmasına neden oluyorsun ? Onlar seni her durumda sokacaklardır çünku bu akreplerin doğası ! "


--"Evet biliyorum ama bu da benim doğam" diye yanıt vermiş eli akrepler tarafından sokulan Zen öğrencisi.


sevgilerimle
Doğru anlamak


"Usta Ko-An-Zen çırak ile beraber iken bir köylü geldi. "Büyük usta Koanzen," dedi, "çok mutsuzum, bu yıl tarla hiç mahsul yapmadı, çocuklarım âsî, beni asla dinlemiyor, üstelik karım da beni aldatıyor..."


Koanzen gözlerini kıstı, yanı başındaki ırmakta yüzen alabalığa baktı, sonra başını kaldırıp göklerde süzülen kartala... Ve konuştu: ''Kartallar dâimâ yükseklerde uçar, sudaki alabalık ise kıvrıla kıvrıla yüzer...'' Sonra gözlerini yumdu. Sustu. Köylü sevinçle ''Sağolun usta koanzen,'' dedi, ''bu öğretiniz hayatımı değiştirecek.'' Çırak şaşkın ve anlamsız bakıyordu elbet gidene ve kalana.


Ertesi yıl aynı köylü elinde bir sepet dolusu hamur tatlısı ile geldi büyükusta Koanzen'e... ''Sayende," dedi, ''hayâtım yoluna girdi, mahsul bu sene çok iyi idi, çocuklarım artık sözümden çıkmıyor ve karım sâdık bir eş oldu.'' Bin bir minnet ile hediyesini sunup büyük ustaya, gözden kayboldu... Çırak gözlerini kocaman açarak; ''Hiçbir şey anlamadım Büyükustakoanzen (kısaca)," dedi, "siz, çok basit bir şey söylediniz. Ve ben sonucun böyle olacağını hiç ummamıştım."


Büyükusta Koan-Zen gülümsedi; ''Önemli olan, çekirge (nostalji bâbında)," dedi, "ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir... Şimdi oradan bir tatlı daha ver bakalım."


sevgilerimle
HİNT'Lİ BİLGE..


Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden şikayet etmesinden bıkmıştır.

Bir gün çıragını tuz almaya gönderir.

Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu,bir bardak suya atıp içmesini söyler.

Çırak, yaşlı adamın söyledigini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar.

Tadi nasıl? diye soran yaşlı adama öfkeyle acı diye cevap verir.

Usta kikirdeyerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır.

Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çıragına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler.

Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken,

Usta aynı soruyu sorar:Tadı nasıl? Ferahlatıcı diye cevap verir genç çırak.

Tuzun tadını aldın mı? diye sorar yaşlı adam, Hayır diye cevaplar çırağı.

Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok.

Acının miktarı hep aynıdır.

Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır..

Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir.

Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.


sevgilerimle

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapmanız gerekiyor.

Giriş Yap Üye Ol