Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır
arabaya.... adam arka tarafa biner.....şöför...
- eee hemşerim kimsin nereye gidersin...der....yolcu
- ben Azrailim..canını almaya geldim der......
şöför alaycı bir tavırla
- sen mi Azrailsin der..yaw senin gibi Azrail olurmu hiç der....
yolcu sakin bir tavırla sen daha önce Azrail gördünmüde tarif ediyorsun
der...
ve ekler yolcu....
- inanmadın bana öylemi der....şöför
- inanmadım tabii der......yolcu
- o zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der.....
gerçekten de adamın dediği gibi şöför 200 metre ilerde bir yolcu
daha
alır..
ama yolcu ön tarafa oturur...olaylar bundan sonra daha da >
enteresanlaşır.....
şöför yanındakine...
- ee sen klimsin nereye gidersin der....öndeki
- abi ben merkezde biryerde indirirsen çok sevinirim adım
felanca der......şöför
- yaw şu arkadaki adam bana Azrailim diyo görüyonmu şu herifi
hem iyilik ediyoz hemde dalga geçiyor zibidi der....
öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur....öndeki
- abi arkada kimse yokki.....
şöför hışımla arkaya bakar ve
- körmüsün be adam arkada oturuyorya der.....
öndeki arkaya bir daha bakar ve
- abi senin kafan iyimi yoksa dalga mı geçiyorsun der...bu sefer
arkadaki söze girer....
- gördünmü der öndeki beni ne duyabilir nede görebilir der
şöföre. şöför bir anda dizlerinin bağı çözülür bet beniz atar....arkadaki
şöföre...
- hadi der arabayı kenara çek 2 rekat namaz kıl canını alacam
der..... şöför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner
arabadan.....
sonra....
sonra ne mi olmuş dersiniz,
adamlar arabayı aldığı gibi ...
HIKAYE BOLUMU
gerçekten cok enteresan adamlar neler yapıyor hırsılık için yeni metotlar. fena fikirde değil yani hehehe
eline sağlık kardeş..vallaha sonunu hiç beklemiodum bölee.şaşırdım..adamlar nasıl da dalga geçip, oyunlarını yapıolar..yasık yaa.. :roll: :roll:
bu olay tek kelime ile ne kadar çok eğitimsiz olduğumuzun göstergesidir :!:
Besmelenin fazileti
Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın " Bismillahirrahmanirrahim " diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası,onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah'a dua ederdi.
Birgün,kadının kocası iyice öfkelenmişti..Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :
" Şuna bir oyun çevireyimde görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? " diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı,artık bütün çirkinliğiyle,içinde dolup taşmıştı.
Hanımını çağırdı,ona bir kese altın vererek :
- Bunu iyi sakla !!! diye tenbih etti. Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti,besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocasıda onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve :
- Sana verdiğim bir kese altını hemen getir. dedi.
Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere,
" Bismillahirrahmanirrahim " diyerek elini uzattı.
Tam o anda, Allahu Tealanın emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı.
Sonra karısına ;
- Sana çok zulmettim,çok canını yaktım,beni affet. diye yalvarmaya başladı. Allah'a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi ;
- Ya Rabbi ! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, Saliha bir kadını eş olarak verdiğin için,sana hakkıyle şükretmekten acizdim,beni affet Alah'ım...
O saliha kadın ise ;
- Ya Rabbi ! Sana şükürler olsun ki,duamı kabul edip kocamı salihlerden eyledin,diye dua ediyordu.
Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur.Büyükler demişlerki ; " Sabrın kendisi acıdır,lakin meyvesi tatlıdır."
Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın " Bismillahirrahmanirrahim " diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası,onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah'a dua ederdi.
Birgün,kadının kocası iyice öfkelenmişti..Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :
" Şuna bir oyun çevireyimde görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? " diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı,artık bütün çirkinliğiyle,içinde dolup taşmıştı.
Hanımını çağırdı,ona bir kese altın vererek :
- Bunu iyi sakla !!! diye tenbih etti. Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti,besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocasıda onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve :
- Sana verdiğim bir kese altını hemen getir. dedi.
Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere,
" Bismillahirrahmanirrahim " diyerek elini uzattı.
Tam o anda, Allahu Tealanın emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı.
Sonra karısına ;
- Sana çok zulmettim,çok canını yaktım,beni affet. diye yalvarmaya başladı. Allah'a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi ;
- Ya Rabbi ! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, Saliha bir kadını eş olarak verdiğin için,sana hakkıyle şükretmekten acizdim,beni affet Alah'ım...
O saliha kadın ise ;
- Ya Rabbi ! Sana şükürler olsun ki,duamı kabul edip kocamı salihlerden eyledin,diye dua ediyordu.
Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur.Büyükler demişlerki ; " Sabrın kendisi acıdır,lakin meyvesi tatlıdır."
ihtiyar cöpcü
ihtiyar Çöpçü İhtiyarlığa adım atalı çok olmuştu. Gözleri
dalgalara takılmış
halde, iyi kötü yönleriyle geçmişi düşünüyordu. İnsanlığa
karşı pek güveni
kalmamıştı. İyilik yaptıkça nankörlük gördüğünü
düşünüyordu. Çoğu kişinin
kendisine "enayi" gözüyle baktığını da biliyordu. Fakat
karşılıksız iyilik
yapmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü kendisini hayata bağlayan çok az
değerden
birisi de, kendisine olan saygısıydı. Onu da kaybederse , herşeyini
kaybetmiş olacağını düşünüyordu.
İhtiyar adam kayalıkların üzerinden yavaşça doğruldu, denizin
kenarına
atılmış kırık içki şişesi gözüne takılmıştı. İçki
içmezdi ama görüp de
almazsa ve bu kırık şişe birine zarar verirse vicdan azabı
duyacağını
düşündü. Onun şişeyi yerden aldığını gören biri kız, biri
erkek iki genç
gülüştü. Erkek ; "-Çöpçü herhalde. " dedi. İhtiyar adam
herkesi hoş görmeye
çalışırdı, özellikle gençleri ama yine de gencin, kendisi
hakkında
arkadaşıyla şakalaşırken biraz sesini alçaltmamasına, kendisinin
duymaması
için gayret etmemesine canı sıkılmıştı.
İhtiyar kırık camları atmış dönerken, gençlerin az önce
kendisinin oturduğu
kayalarda, azgın dalgalara karşı şakalaştığını, birbirini
itekler gibi
yaptığını gördü. Biraz daha uzakta bir kayaya gidecekti ki,
birinin denize
düşme sesi ve çığlığı kulaklarında çınladı. Kız
düşmüştü, . Sportif yapılı
gencin hemen atlayıp kızı kurtarmasını bekledi. Fakat kayadan
kayaya telaşla
koşan genç atlamaya cesaret edemiyordu.
Genç ne yapacağını bilemez halde dalgaların uzaklaştırdığı
kız arkadaşına
bakıyor, bağırıyordu. Sağa sola deli gibi koştururken, hemen
yanından
birinin denize atladığını duydu, bu az önce dalga geçtiği
ihtiyar adamdı.
İhtiyar adam dalgaların tüm zorluğuna rağmen, güçlü kulaçlarla
kıza yetişti,
saçlarından yakaladı kayalara doğru çekti. Kayalara
yaklaştığında kıyıdaki
genç, kızı yakalayıp önce yukarı, sonra sahile çekti. İhtiyar
adamı o anda
unutmuştu bile. Birden aklına gelip denize doğru baktığında
ihtiyar adamın
hala çıkamadığını gördü.
İhtiyar kollarında derman kalmamış halde, kendisini kıyıdan
koparmaya
çalışan dalgalara kendini bıraktı. Genç çılgına döndü,
sevdiği kızı kurtaran
, az önce dalga geçtiği ihtiyar gidiyordu. Kısa zamanda büyük
şeyler olmuştu
hayatında. Hayatta en çok sevdiği kişiyi kurtaramamış, başkası
kurtarmıştı
ve o da şimdi kendisinden özür bile dileyemeden, boynuna tüm
utançları
takarak sonsuza dek gidiyordu.
Kendine tam gelememiş kız , gencin sulara atlayışına baktı
bağırdı ama
nafile. Oysa arkadaşının kendisi kadar bile yüzemediğini iyi
biliyordu.
Genç erkek tüm çabasına rağmen ihtiyara yaklaşamamıştı bile ,
dalgaların
üzerinde boğulan değil, sanki dinlenen biri gibi duran ihtiyar da
sanki
gülümsüyor gibiydi. Genç bir anda ihtiyardan daha çok kıyıdan
uzaklaştığını
farketti. Bitiyordu herşey. "Gerçekmiş demek ki " diye düşündü,
hayatı,
arkadaşları , sevdikleri hızlıca gözlerinin önünden geçiyor
gibiydi. İnsan
ölüme yaklaşınca böyle oluyormuş. Su yutuyordu ama mücadeleyi
bırakmıştı.
****************
Birden beklenmedik birşey oldu; genç adam kolunun kuvvetlice
yakalandığını
hissetti, önce köpekbalığı aklına gelip telaşla çekmek istedi
ama hemen
yanında ihtiyar adamı farketti. İhtiyar adam önce kolundan
yakalamış, sonra
yakasından tutup, onu bir bebek gibi çekmeye başlamıştı.
Göz açıp kapayana kadar kıyıya gelmişlerdi. İhtiyar adam, genci
kızın yanına
kadar atmış, nefesleniyordu. Gençlere gülümsedi ; "- Siz de, ben
de bu gün
güzel dersler aldık. Ben kendi adıma çok mutlu oldum. Siz kimseyi
küçümsememeyi öğrendiniz. Ben de bu küçük dalgalarda sizi
deneyerek,
insanlığın ölmediğini gördüm. Delikanlı beni kurtarmaya gelmen,
beni ne
kadar mutlu etti sana anlatamam. Fakat ben daha bu dalgalara yenilecek
kadar
kocamadım"
İhtiyar kıyıda kendilerini toparlamaya çalışan gençlerin birşey
söylemesine
fırsat vermedi; "-Hoşçakalın !. . . " deyip yürüdü.
Gençler peşinden koşamadıkları ihtiyara şaşkınlıkla,
içlerinde bir buruk
sevinçle bakakaldılar.
Hayat bize her zaman güzel dersler versin
__________________
Çok neşeli anınızda kimseye bir şey vaat etmeyin....
Öfkeli anınızda kimseye cevap vermeyin...!!! (Çin Atasözü)
http://ufoss.com/?p=177
ihtiyar Çöpçü İhtiyarlığa adım atalı çok olmuştu. Gözleri
dalgalara takılmış
halde, iyi kötü yönleriyle geçmişi düşünüyordu. İnsanlığa
karşı pek güveni
kalmamıştı. İyilik yaptıkça nankörlük gördüğünü
düşünüyordu. Çoğu kişinin
kendisine "enayi" gözüyle baktığını da biliyordu. Fakat
karşılıksız iyilik
yapmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü kendisini hayata bağlayan çok az
değerden
birisi de, kendisine olan saygısıydı. Onu da kaybederse , herşeyini
kaybetmiş olacağını düşünüyordu.
İhtiyar adam kayalıkların üzerinden yavaşça doğruldu, denizin
kenarına
atılmış kırık içki şişesi gözüne takılmıştı. İçki
içmezdi ama görüp de
almazsa ve bu kırık şişe birine zarar verirse vicdan azabı
duyacağını
düşündü. Onun şişeyi yerden aldığını gören biri kız, biri
erkek iki genç
gülüştü. Erkek ; "-Çöpçü herhalde. " dedi. İhtiyar adam
herkesi hoş görmeye
çalışırdı, özellikle gençleri ama yine de gencin, kendisi
hakkında
arkadaşıyla şakalaşırken biraz sesini alçaltmamasına, kendisinin
duymaması
için gayret etmemesine canı sıkılmıştı.
İhtiyar kırık camları atmış dönerken, gençlerin az önce
kendisinin oturduğu
kayalarda, azgın dalgalara karşı şakalaştığını, birbirini
itekler gibi
yaptığını gördü. Biraz daha uzakta bir kayaya gidecekti ki,
birinin denize
düşme sesi ve çığlığı kulaklarında çınladı. Kız
düşmüştü, . Sportif yapılı
gencin hemen atlayıp kızı kurtarmasını bekledi. Fakat kayadan
kayaya telaşla
koşan genç atlamaya cesaret edemiyordu.
Genç ne yapacağını bilemez halde dalgaların uzaklaştırdığı
kız arkadaşına
bakıyor, bağırıyordu. Sağa sola deli gibi koştururken, hemen
yanından
birinin denize atladığını duydu, bu az önce dalga geçtiği
ihtiyar adamdı.
İhtiyar adam dalgaların tüm zorluğuna rağmen, güçlü kulaçlarla
kıza yetişti,
saçlarından yakaladı kayalara doğru çekti. Kayalara
yaklaştığında kıyıdaki
genç, kızı yakalayıp önce yukarı, sonra sahile çekti. İhtiyar
adamı o anda
unutmuştu bile. Birden aklına gelip denize doğru baktığında
ihtiyar adamın
hala çıkamadığını gördü.
İhtiyar kollarında derman kalmamış halde, kendisini kıyıdan
koparmaya
çalışan dalgalara kendini bıraktı. Genç çılgına döndü,
sevdiği kızı kurtaran
, az önce dalga geçtiği ihtiyar gidiyordu. Kısa zamanda büyük
şeyler olmuştu
hayatında. Hayatta en çok sevdiği kişiyi kurtaramamış, başkası
kurtarmıştı
ve o da şimdi kendisinden özür bile dileyemeden, boynuna tüm
utançları
takarak sonsuza dek gidiyordu.
Kendine tam gelememiş kız , gencin sulara atlayışına baktı
bağırdı ama
nafile. Oysa arkadaşının kendisi kadar bile yüzemediğini iyi
biliyordu.
Genç erkek tüm çabasına rağmen ihtiyara yaklaşamamıştı bile ,
dalgaların
üzerinde boğulan değil, sanki dinlenen biri gibi duran ihtiyar da
sanki
gülümsüyor gibiydi. Genç bir anda ihtiyardan daha çok kıyıdan
uzaklaştığını
farketti. Bitiyordu herşey. "Gerçekmiş demek ki " diye düşündü,
hayatı,
arkadaşları , sevdikleri hızlıca gözlerinin önünden geçiyor
gibiydi. İnsan
ölüme yaklaşınca böyle oluyormuş. Su yutuyordu ama mücadeleyi
bırakmıştı.
****************
Birden beklenmedik birşey oldu; genç adam kolunun kuvvetlice
yakalandığını
hissetti, önce köpekbalığı aklına gelip telaşla çekmek istedi
ama hemen
yanında ihtiyar adamı farketti. İhtiyar adam önce kolundan
yakalamış, sonra
yakasından tutup, onu bir bebek gibi çekmeye başlamıştı.
Göz açıp kapayana kadar kıyıya gelmişlerdi. İhtiyar adam, genci
kızın yanına
kadar atmış, nefesleniyordu. Gençlere gülümsedi ; "- Siz de, ben
de bu gün
güzel dersler aldık. Ben kendi adıma çok mutlu oldum. Siz kimseyi
küçümsememeyi öğrendiniz. Ben de bu küçük dalgalarda sizi
deneyerek,
insanlığın ölmediğini gördüm. Delikanlı beni kurtarmaya gelmen,
beni ne
kadar mutlu etti sana anlatamam. Fakat ben daha bu dalgalara yenilecek
kadar
kocamadım"
İhtiyar kıyıda kendilerini toparlamaya çalışan gençlerin birşey
söylemesine
fırsat vermedi; "-Hoşçakalın !. . . " deyip yürüdü.
Gençler peşinden koşamadıkları ihtiyara şaşkınlıkla,
içlerinde bir buruk
sevinçle bakakaldılar.
Hayat bize her zaman güzel dersler versin
__________________
Çok neşeli anınızda kimseye bir şey vaat etmeyin....
Öfkeli anınızda kimseye cevap vermeyin...!!! (Çin Atasözü)
http://ufoss.com/?p=177
eline saglik Ugur cok anlamli bi hikaye bu,
insan oglu etrafinda olan bitenden ders cikarmali
hayat o kadar acimasizki, bu hayatta tutunmak icin cevremizdekilerden ders alip, hata yapmamaliyiz..!
sevgilerle
insan oglu etrafinda olan bitenden ders cikarmali
hayat o kadar acimasizki, bu hayatta tutunmak icin cevremizdekilerden ders alip, hata yapmamaliyiz..!
sevgilerle
İnsanları hor görmemek, dış görünüşlerine göre değerlendirmemek lazım. Ama maalesef bir çok insanın tam tersini yaptığı bir devirde yaşıyoruz.
Güzel bir paylaşım Uğur.
Güzel bir paylaşım Uğur.
Kızla Buluştuğunda Paran Yoksa...

LÜks Bİr Restoranta Gİderler İkİlİ Yemeklerİ Yerler Ve
Kiz:
-nereye Gİdİyosuuunn AŞkiimm
Erkek:
-ben Bİ BulaŞikla... Aman Tuvalete Canim Tuvalete.
Kiz:
-aŞkiimm Şuradan DÖner Fİlan Alaliimm Karnim AaÇÇ.
Erkek:
-ya Canim Bİzİm Kasap Memetden 2 Kİlo Kiyma Aliriz Bİde ÜstÜne Yumurta Kirariz Mİs Gİbİ Olur İŞte Hayatim.
Kiz:
-canim Sevİlİm Şuraya Yenİ Bİ AliŞverİŞ Merkezİ AÇilmiŞ Bİ Baksakmi Kİ.
Erkek:
-aaa Şİmdİ Hatirladimm Benİm Acİl Gİtmem Lazim Arkadaslara SÖzÜm Waarr.Byeee
Kiz:
-ama
Kiz:
-ya Canim Ya Benİm Telefonumda Çok Eskİdİ Artik Yenİsİne Bakalimm.
Erkek:
-ben Bİzİm KaÇakÇi ŞÜkrÜ Abİden Bİ Şeyler Ayarlarim Yada İstersen Benİm Telefonu Kullan.
Kiz:
Ya Eve Ekmek Alacamda Bİ Ellİ Mİlyon Gerekİoo
Erkek:
-senİn Gİbİ kızı AlacaĞima Kendİme Bİ Kol Saatİ Alsaydim Ya O Bİle Daha İİ

LÜks Bİr Restoranta Gİderler İkİlİ Yemeklerİ Yerler Ve
Kiz:
-nereye Gİdİyosuuunn AŞkiimm
Erkek:
-ben Bİ BulaŞikla... Aman Tuvalete Canim Tuvalete.
Kiz:
-aŞkiimm Şuradan DÖner Fİlan Alaliimm Karnim AaÇÇ.
Erkek:
-ya Canim Bİzİm Kasap Memetden 2 Kİlo Kiyma Aliriz Bİde ÜstÜne Yumurta Kirariz Mİs Gİbİ Olur İŞte Hayatim.
Kiz:
-canim Sevİlİm Şuraya Yenİ Bİ AliŞverİŞ Merkezİ AÇilmiŞ Bİ Baksakmi Kİ.
Erkek:
-aaa Şİmdİ Hatirladimm Benİm Acİl Gİtmem Lazim Arkadaslara SÖzÜm Waarr.Byeee
Kiz:
-ama
Kiz:
-ya Canim Ya Benİm Telefonumda Çok Eskİdİ Artik Yenİsİne Bakalimm.
Erkek:
-ben Bİzİm KaÇakÇi ŞÜkrÜ Abİden Bİ Şeyler Ayarlarim Yada İstersen Benİm Telefonu Kullan.
Kiz:
Ya Eve Ekmek Alacamda Bİ Ellİ Mİlyon Gerekİoo
Erkek:
-senİn Gİbİ kızı AlacaĞima Kendİme Bİ Kol Saatİ Alsaydim Ya O Bİle Daha İİ
:)eline saglik Zeyna_m..!
komik ama gercekle alakasi yok bunun bence..! :roll:
bu arada nerelerdesin, artik fazla goremiyoz seni...?
kolay gele
komik ama gercekle alakasi yok bunun bence..! :roll:
bu arada nerelerdesin, artik fazla goremiyoz seni...?
kolay gele
Teşekkürederim burcu...
Valla ben buralardayım ama bir türlü vakit olmuyor doğru düzgün pek giremiyorum nete hatırlanmakta gzl saol ;)
Valla ben buralardayım ama bir türlü vakit olmuyor doğru düzgün pek giremiyorum nete hatırlanmakta gzl saol ;)
EVLİLİK AĞACI
Yeni evli bir çift vardı.
Evliliklerinin daha ilk aylarında,
bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
olmadığını anlayıvermişlerdi.
Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
evlenmeden önce sık sık birbirlerini
çok sevdiklerine dair ne kadar da
dil dökmüşlerdi.
Ama şimdilerde, küçük bir söz,
ufak bir hadise aralarında orta çaplı
bir kavganın çıkasına yetiyordu.
Bir akşam oturup ilişkilerini
gözden geçirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle
gitmeyeceğinin farkındaydılar.
Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
"Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha
aklımızdan geçirmeyelim.
Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım."
Bu ilginç fikir
hanımının da hoşuna gitti.
Ertesi gün gidip
bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler.
Aradan bir ay geçti.
Bir gece bahçede karşılatılar.
Her ikisinin de elinde
içi su dolu birer bidon vardı.
Yeni evli bir çift vardı.
Evliliklerinin daha ilk aylarında,
bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
olmadığını anlayıvermişlerdi.
Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
evlenmeden önce sık sık birbirlerini
çok sevdiklerine dair ne kadar da
dil dökmüşlerdi.
Ama şimdilerde, küçük bir söz,
ufak bir hadise aralarında orta çaplı
bir kavganın çıkasına yetiyordu.
Bir akşam oturup ilişkilerini
gözden geçirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle
gitmeyeceğinin farkındaydılar.
Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
"Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha
aklımızdan geçirmeyelim.
Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım."
Bu ilginç fikir
hanımının da hoşuna gitti.
Ertesi gün gidip
bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler.
Aradan bir ay geçti.
Bir gece bahçede karşılatılar.
Her ikisinin de elinde
içi su dolu birer bidon vardı.
:ugeek: cok guzel ve anlamli bi hikaye
eline saglik arkadasim
kolay gele
eline saglik arkadasim
kolay gele
Bir aşk böyle bir şüphe içersinde olabilirmi?
Bu aşkmı yoksa başka bir şeymi beni aydınlatırsanız sevinirim..
zeyna_m
Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.
Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalacağım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu içki kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu
ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?
Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi "başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.
Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım"
Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti...
Bu aşkmı yoksa başka bir şeymi beni aydınlatırsanız sevinirim..
zeyna_m
Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.
Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalacağım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu içki kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu
ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?
Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi "başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.
Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım"
Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti...
ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
Bu hıkaye varmıs zaten goremedım arkadaslar,ıkı kere oldu kusura bakmayın..
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
Bu hıkaye varmıs zaten goremedım arkadaslar,ıkı kere oldu kusura bakmayın..
en güzeli
senin kadar sevilmedi
kimler geldi
kimler geçti
Var mıydı senden güzeli? “Köftenin yanına soğan ister misiniz abla?†diye soran kebapçı garsonunun gözlerindeki hayranlık neyin şahidiydi? Senin güzelliğinin mi?
“Ayna ayna, güzel ayna, söyle bana! Şu ağlayan adamın sevdiği en güzel kadın kimdi bu dünyada?
Ayna dile gelir her sabah bir banyo buÄŸusunun ardında. Elimi uzatır adını yazarım parmağımla “Ebruâ€.
Nasıl da gururlanırdım seninle ve senin gibi bir kadının seçimi olduğum için kendimle.
En güzeli kimdi?
bilmem ki bu akÅŸam
sen de bir hoÅŸ musun
içmeden hatıralardan
sarhoÅŸ musun?
Bu akşam yitik bir coğrafyanın yitik çocuğuyum. Sensiz bir zaman, ömrün tortusu mu?
Bak bak, ellerime bak.
Şiirlerini küçük tebrik kartlarına yazıp zarfa koyardım. Sonra adresini yazardım. Sayın Ebru. Banyo aynasının önüne koyardım sen uyanmadan. Tek bir ülkemiz vardı o zamanlar. Tek bir başkenti olan tek bir ülke. Tek bir insanın oturduğu tek bir başkenti olan tek bir ülke.
Benim tek ülkem sendim.
Bütün zarfların üstünde tek adres: Sayın Ebru. Koşarak gelmeni beklerdim papatya adımlarıyla. Elinde şiirin, yüzünde sevincin. Nasıl da sarılırdın bana. Saçının kokusu hep bir anne adıydı. Hep bir anne adı.
ellerin sanki bak
hala ellerimde
yanıyor duyuyor musun?
Sanki hala bakışın aynada, sesin uslu bir kedi yavrusu misali bir köşede. Ne diyorsun? Ne? Bir gün gururla dolanacaksın ÅŸu sokaklarda. Dünya ayaklarının dibinde olacak. Yok, yok, yok... Tanrı ile pazarlığa oturmuÅŸtum. “Ey tanrım! Bu ay yüzlü kadının Tanrısı. Al her ÅŸeyi benden. Sadece bir tek ülke ver bana. Tek bir insanın oturduÄŸu tek bir baÅŸkenti olan tek bir ülke.â€
Ellerin yanıyor mu sahi? Ben bir külüm artık. Külün yangını olmaz ki...
dostlar seni söylüyor
sahi mutsuz musun
bu yolda dönüş yok
sen bilmiyor musun
Sana aldığım sarı papatyaları özenle saran çiçekçi, sabah kahvaltısı için ay çöreği aldığımız pastanenin satıcısı, içinden geçtiğim park, içinden geçtiğim ağaçlar, bütün dostlar, bütün zaman, bütün benler ve bir şairin tüm kafiyesi seni söylüyor.
O nerede?
Sahi mutsuz musun? Ben mutsuz değilim çünkü senden sonra ben artık kendimin sürgünündeyim. İsimsiz bir ülkenin yitik coğrafyasıyım. Çölden genişçe kutuplardan beyaz. Kendi coğrafyamın kayboluşuyum. Artık mutsuz bile değilim.
her şey gönlünce olmaz
demiÅŸtim sana
kaderden kaçılmaz
görüyorsun
Nasıl yalvarırdım Tanrıma senin için. “Allahım, ÅŸu kadınla bir ömür ver, ÅŸu anla ölüm arasında. Åžu kadın kapasın gözlerimi. En son gördüğüm onun yüzü olsun ÅŸu dünyada. Sonra gözümü açayım cennete. Bir cennetten bir cennete ey rabb-ül alemin!â€
kimler geldi
hayatımdan kimler geçti
hiç birisi
hasretini gidermedi
en güzeli
senin kadar sevilmedi
kimler geldi
kimler geçti
Senin ülkenden sonra kaç coğrafyada sürgündüm bilmezsin. Kimler geldi ıssızlığımdan, kimler geçti zamansızlığımdan. Bir bilsen bu yetimlik, o kadınları üvey anne elleri, o soğuk coğrafyaların ruh üşümesi.
Hiç bilemezsin. Hiç biri hasretini gidermedi. Sürgündüm hep kendime.
Ben dururdum kendimde, kadınlar gelir geçerdi üvey anne elleriyle.
Hiç birisi senin kadar güzel değildi.
Hiç biri senin kadar ben değildi.
korkma bu akÅŸam gelip
çalmam kapını
başkası paylaşıyor
alın yazını
ben sensiz yaşıyorum
yasak aşkını
söylüyorum şarkını
Gelemem yanına. Sen yoksun bu ıssız coğrafyada. Ben sensizim. Sensiz ben de artık bensiz. Kopkoyu bir boşlukta yönsüz hüzün.
kimler geldi
senin kadar sevilmedi
kimler geldi
kimler geçti
Var mıydı senden güzeli? “Köftenin yanına soğan ister misiniz abla?†diye soran kebapçı garsonunun gözlerindeki hayranlık neyin şahidiydi? Senin güzelliğinin mi?
“Ayna ayna, güzel ayna, söyle bana! Şu ağlayan adamın sevdiği en güzel kadın kimdi bu dünyada?
Ayna dile gelir her sabah bir banyo buÄŸusunun ardında. Elimi uzatır adını yazarım parmağımla “Ebruâ€.
Nasıl da gururlanırdım seninle ve senin gibi bir kadının seçimi olduğum için kendimle.
En güzeli kimdi?
bilmem ki bu akÅŸam
sen de bir hoÅŸ musun
içmeden hatıralardan
sarhoÅŸ musun?
Bu akşam yitik bir coğrafyanın yitik çocuğuyum. Sensiz bir zaman, ömrün tortusu mu?
Bak bak, ellerime bak.
Şiirlerini küçük tebrik kartlarına yazıp zarfa koyardım. Sonra adresini yazardım. Sayın Ebru. Banyo aynasının önüne koyardım sen uyanmadan. Tek bir ülkemiz vardı o zamanlar. Tek bir başkenti olan tek bir ülke. Tek bir insanın oturduğu tek bir başkenti olan tek bir ülke.
Benim tek ülkem sendim.
Bütün zarfların üstünde tek adres: Sayın Ebru. Koşarak gelmeni beklerdim papatya adımlarıyla. Elinde şiirin, yüzünde sevincin. Nasıl da sarılırdın bana. Saçının kokusu hep bir anne adıydı. Hep bir anne adı.
ellerin sanki bak
hala ellerimde
yanıyor duyuyor musun?
Sanki hala bakışın aynada, sesin uslu bir kedi yavrusu misali bir köşede. Ne diyorsun? Ne? Bir gün gururla dolanacaksın ÅŸu sokaklarda. Dünya ayaklarının dibinde olacak. Yok, yok, yok... Tanrı ile pazarlığa oturmuÅŸtum. “Ey tanrım! Bu ay yüzlü kadının Tanrısı. Al her ÅŸeyi benden. Sadece bir tek ülke ver bana. Tek bir insanın oturduÄŸu tek bir baÅŸkenti olan tek bir ülke.â€
Ellerin yanıyor mu sahi? Ben bir külüm artık. Külün yangını olmaz ki...
dostlar seni söylüyor
sahi mutsuz musun
bu yolda dönüş yok
sen bilmiyor musun
Sana aldığım sarı papatyaları özenle saran çiçekçi, sabah kahvaltısı için ay çöreği aldığımız pastanenin satıcısı, içinden geçtiğim park, içinden geçtiğim ağaçlar, bütün dostlar, bütün zaman, bütün benler ve bir şairin tüm kafiyesi seni söylüyor.
O nerede?
Sahi mutsuz musun? Ben mutsuz değilim çünkü senden sonra ben artık kendimin sürgünündeyim. İsimsiz bir ülkenin yitik coğrafyasıyım. Çölden genişçe kutuplardan beyaz. Kendi coğrafyamın kayboluşuyum. Artık mutsuz bile değilim.
her şey gönlünce olmaz
demiÅŸtim sana
kaderden kaçılmaz
görüyorsun
Nasıl yalvarırdım Tanrıma senin için. “Allahım, ÅŸu kadınla bir ömür ver, ÅŸu anla ölüm arasında. Åžu kadın kapasın gözlerimi. En son gördüğüm onun yüzü olsun ÅŸu dünyada. Sonra gözümü açayım cennete. Bir cennetten bir cennete ey rabb-ül alemin!â€
kimler geldi
hayatımdan kimler geçti
hiç birisi
hasretini gidermedi
en güzeli
senin kadar sevilmedi
kimler geldi
kimler geçti
Senin ülkenden sonra kaç coğrafyada sürgündüm bilmezsin. Kimler geldi ıssızlığımdan, kimler geçti zamansızlığımdan. Bir bilsen bu yetimlik, o kadınları üvey anne elleri, o soğuk coğrafyaların ruh üşümesi.
Hiç bilemezsin. Hiç biri hasretini gidermedi. Sürgündüm hep kendime.
Ben dururdum kendimde, kadınlar gelir geçerdi üvey anne elleriyle.
Hiç birisi senin kadar güzel değildi.
Hiç biri senin kadar ben değildi.
korkma bu akÅŸam gelip
çalmam kapını
başkası paylaşıyor
alın yazını
ben sensiz yaşıyorum
yasak aşkını
söylüyorum şarkını
Gelemem yanına. Sen yoksun bu ıssız coğrafyada. Ben sensizim. Sensiz ben de artık bensiz. Kopkoyu bir boşlukta yönsüz hüzün.
kimler geldi
BABAMI İSTİYORUM
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."
GERÇEK BİR OLAY
Her genç kızın hayali olan şeydi onunda hayali ve gerçekleşmek üzereydi. Sevdiğiyle güzel bir düğünle evlenip mutluluğun koynuna yerleşecekti. Her hazırlığı tamamladılar ailecek. Ve düğün günü geldi çattı.
Tatlı bir telaş sardı herkesi.Ve tatlı, mutlu bir koşturmaca. her düğün evinde olan bir zamansızlık, zamanın yetmemesi en büyük sorun adeta. Artık son hazırlıklar ve mutlu son olucaktı.
Gelin olucak ağzı kulaklarındaki genç kız kuaför faslına başlamak için kuaföre gitti. Ama bir sorun ardı. Gerçi onun için sorun değildi ama, etrafındaki herkes şikayet ediyordu.genç kızın, genç gelin adayının saçları çok kısaydı. Ve herkes, annesi, arkadaşları, hala, dayı, teyze,amca kızları, yengeleri, yani onunla kuaförde olan herkes gelin duvağının böyle kısa saçlarla hiç güzel durmayacağını söyleyip duruyorlardı. kuafördeki peruklardan birini takması için ısrar ediyorlardı. Ama genç kız perukla çok sıkılacağını düşündüğü için takmak istemiyordu. Sonunda herkesin ısrarına dayanamayıp kabul etti.
Ve kuaför özenle gelin başını yaptı. Harika olmuştu. Kendide aynadaki aksini çok beğendi.İyiki kabul etmişim demekten alamadı kendini.
Kuaförden sonra fotoğraf stüdyosundaydı sıra. Resimler çekilirken ara ara sıkılır gibi oldu.Güzel olmasına güzeldi ama bu peruk çok sıkmıştı onu daralıyordu boğulacak gibi oluyordu. Yanındakilere söyledi hatta "çok sıkıldım şu peruktan" diye. Ama herkes itiraz ediyordu daha sıkıldım derdemez. Çünkü artık çok geçti. Gelin olmuştu ve salona gitmeleri gerekiyordu.Saçını bozamazlardı.
Ama o dayanamıyordu hatta gözleri bile kararıyordu sanki.
Salona doğru hareket ettiler.o süslü gelin arabasındaydı.Ama hiç birşey ona zevk vermiyordu. en mutlu gününü yaşayamıyordu.çok sıkılmıştı çok.Kendine nasılda kızıyordu.Sanki hiç kısa saçlı gelin yoktu. Ne diye kabul etmişti şu peruk işini.
Neyse ki salona vardılar.Biraz daha sıkıcaktı artık dişlerini.Eninde sonunda kurtulacaktı peruk illetinden.Önce gelin odasına alındı gelin ve damat. Sonra sıraları geldi ve davetlilerin arasına katılmak için çağrıldılar.İkiside üstüne başına son birkez baktı.Birbirlerini şöyle bir süzdüler ve elele, kolkola girip yürümeye başladılar.
O an gelinin gözleri tekrar karardı" bayılıcam galiba" diye düşündü.Müstakbel eşinin koluna sıkıca sarıldı. Ve yanındaki annesine anne bu peruk beni çok sıktı artık daynamıyorum dedi. tam alkışlar arasında salona girdiklerindeyse oracığa düştü bayıldı.
Anne feryat figan bağırmaya başladı. Herkes yanlarına geldi. Gelinin peruktan çok sıkıldığını bildikleri için ilk iş peruğu çıkarmaya çalıştılar.
Zorda olsa başardılar peruğu çıkarmayı.Herkesin gözü peruğa kötü kötü bakıyordu keşke ısrar etmeseydik der gibi.
O anda bütün bakışlar donup kaldı. Peruğun içinden kocaman bir akrep çıkıyordu... Genç, güzel, mutlu gelin bayılmamış ÖLMÜŞTÜ.
BU GELİNİN VE TÜM ALLAHIN RAHMETİNE KAVUŞANLARIN MEKANLARI CENNET OLSUN...
Her genç kızın hayali olan şeydi onunda hayali ve gerçekleşmek üzereydi. Sevdiğiyle güzel bir düğünle evlenip mutluluğun koynuna yerleşecekti. Her hazırlığı tamamladılar ailecek. Ve düğün günü geldi çattı.
Tatlı bir telaş sardı herkesi.Ve tatlı, mutlu bir koşturmaca. her düğün evinde olan bir zamansızlık, zamanın yetmemesi en büyük sorun adeta. Artık son hazırlıklar ve mutlu son olucaktı.
Gelin olucak ağzı kulaklarındaki genç kız kuaför faslına başlamak için kuaföre gitti. Ama bir sorun ardı. Gerçi onun için sorun değildi ama, etrafındaki herkes şikayet ediyordu.genç kızın, genç gelin adayının saçları çok kısaydı. Ve herkes, annesi, arkadaşları, hala, dayı, teyze,amca kızları, yengeleri, yani onunla kuaförde olan herkes gelin duvağının böyle kısa saçlarla hiç güzel durmayacağını söyleyip duruyorlardı. kuafördeki peruklardan birini takması için ısrar ediyorlardı. Ama genç kız perukla çok sıkılacağını düşündüğü için takmak istemiyordu. Sonunda herkesin ısrarına dayanamayıp kabul etti.
Ve kuaför özenle gelin başını yaptı. Harika olmuştu. Kendide aynadaki aksini çok beğendi.İyiki kabul etmişim demekten alamadı kendini.
Kuaförden sonra fotoğraf stüdyosundaydı sıra. Resimler çekilirken ara ara sıkılır gibi oldu.Güzel olmasına güzeldi ama bu peruk çok sıkmıştı onu daralıyordu boğulacak gibi oluyordu. Yanındakilere söyledi hatta "çok sıkıldım şu peruktan" diye. Ama herkes itiraz ediyordu daha sıkıldım derdemez. Çünkü artık çok geçti. Gelin olmuştu ve salona gitmeleri gerekiyordu.Saçını bozamazlardı.
Ama o dayanamıyordu hatta gözleri bile kararıyordu sanki.
Salona doğru hareket ettiler.o süslü gelin arabasındaydı.Ama hiç birşey ona zevk vermiyordu. en mutlu gününü yaşayamıyordu.çok sıkılmıştı çok.Kendine nasılda kızıyordu.Sanki hiç kısa saçlı gelin yoktu. Ne diye kabul etmişti şu peruk işini.
Neyse ki salona vardılar.Biraz daha sıkıcaktı artık dişlerini.Eninde sonunda kurtulacaktı peruk illetinden.Önce gelin odasına alındı gelin ve damat. Sonra sıraları geldi ve davetlilerin arasına katılmak için çağrıldılar.İkiside üstüne başına son birkez baktı.Birbirlerini şöyle bir süzdüler ve elele, kolkola girip yürümeye başladılar.
O an gelinin gözleri tekrar karardı" bayılıcam galiba" diye düşündü.Müstakbel eşinin koluna sıkıca sarıldı. Ve yanındaki annesine anne bu peruk beni çok sıktı artık daynamıyorum dedi. tam alkışlar arasında salona girdiklerindeyse oracığa düştü bayıldı.
Anne feryat figan bağırmaya başladı. Herkes yanlarına geldi. Gelinin peruktan çok sıkıldığını bildikleri için ilk iş peruğu çıkarmaya çalıştılar.
Zorda olsa başardılar peruğu çıkarmayı.Herkesin gözü peruğa kötü kötü bakıyordu keşke ısrar etmeseydik der gibi.
O anda bütün bakışlar donup kaldı. Peruğun içinden kocaman bir akrep çıkıyordu... Genç, güzel, mutlu gelin bayılmamış ÖLMÜŞTÜ.
BU GELİNİN VE TÜM ALLAHIN RAHMETİNE KAVUŞANLARIN MEKANLARI CENNET OLSUN...
1 2
Yorum Yaz
Giriş Yap Üye Ol